Popüler Yeniler
Reklamlar

“Türk halkı” mı “Türkiye halkı” mı tartışmasında İlker Başbuğ son sözü söyledi

Kalkınmada maddi unsurların yanında eğitim ve öğretimin önemine dikkat çeken İlker Başbuğ şöyle konuştu:

“Bir ülke sadece maddi kalkınma modeli ile çağdaş uygarlık seviyesine çıkamaz. Bu Türkiye’de unutulan bir konu. Özellikle 1950’lerden sonra tamamen unutulan bir konu. O zaman sizin üstüne çıkabilmeniz için bütünsel kalkınmayı sağlamanız lazım. Bütünsel kalkınmada ne var? Maddi kalkınmanın yanında eğitim, öğretim durumunuz. Eğitim, öğretim olarak neredesiniz? Sanatta neredesiniz? İmar, yapılaşma, şehirleşme çünkü yapılaşma şehirleşme bir noktada o ülkenin kültürel yapısını da gösteriyor, neredesiniz? Yani maddi kalkınmayla sadece bina, fabrika, yol şunla olmuyor. Bunun yanına mutlaka kültürel boyutunu da eklemeniz lazım. Tabii kültürel boyut dediğimiz zaman burada eğitim çok önemli bir husus olarak çıkıyor. Sanat çıkıyor, imar çıkıyor. İmar çok önemli bir konu. Hele bir de deprem bölgesinde olan bir şehirden bahsediyoruz. 1999 depremini yaşadık, Allah korusun İstanbul’u Allah depremlerden korusun yani, hakikaten ne kadar bu konunun üzerinde duruyoruz o da ayrı bir sorun.”

TÜRK HALKI DEĞİL, TÜRKİYE HALKI EŞİTTİR “TÜRK MİLLETİ”

Özellikle bir dönem çok tartışılan “Türkiye halkı” kavramıyla ilgili olarak da İlker Başbuğ, şöyle konuştu:

“Medeni Bilgiler kitabını ilk sayfasından ortalarına kadar olan kısmı bizzat Mustafa Kemal kendi el yazısı ile yazmıştır. İlk cümle şu ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.’ Bu seksen milyona ortak hedef veriyor. Diyor ki, bu cumhuriyeti beraber kurduk. O zaman bu cumhuriyeti korumak, devam ettirmek ilelebet bizim ortak amacımız. Bu kadar basit.  Anlamıyoruz, anlamadığımız gibi anlatamıyoruz da işin kötü tarafı da o. Türkiye halkı, ne diyor? Türkiye’yi bir kere sınırlıyor. Yani coğrafya ile sınırlıyor. Türkiye’nin coğrafyası belli mi? Belli. Bu coğrafyada bir halk olarak kabul ediyor. Bunu bazen yanlış kullanıyorlar, bazıları bilinçli olarak, bazıları bilmeden ‘Türk halkı’ diyorlar. Bakın Türk halkı derseniz olmaz. Olmaz o zaman kavramları karıştırırsınız. ‘Türk halkı’ derseniz ırkçı bir kavrama gidersiniz. ‘Türk milleti’ sizin üst kimliğinizdir. Bunun altında farklı etnik guruplardan olabilirsiniz. Buna kimse itiraz edemez. Ama şunu söylemeniz lazım; ‘Ben Türk milletinin bir ferdiyim, etnik kökenim de şudur, şudur, şudur. Buradaki ‘Türk milleti’ kavramı bir üst kimliktir, bağdaştıran bizi kenetleyen çimentodur.”

“ANDIMIZI KALDIRIRSANIZ VATAN VE MİLLET SEVGİSİNİ NASIL ÖĞRETECEKSİNİZ?”

Danıştay tarafından andımızın okullarda tekrar okunması kararıyla ilgili olarak da Başbuğ, “Andımızı kaldırırsanız vatan ve millet sevgisini nasıl öğreteceksiniz? Sorun oradan çıkıyor. Ant bir noktada genç çocuklara, ilkokulda öğretiyorsun, çocuğun kafasına vatan ve millet sevgisini koymaya uğraşıyorsun” diye ifade etti.

“AHLAK HER ŞEYDE VARDIR”

“’Bazılarına göre ahlak dediğin zaman hemen bu cinsiyet kavramı çıkıyor” diyen Başbuğ, “Hayır, ahlak her şeyde var. Siyasette ahlak, ekonomide ahlak, sanatta, imarda, kültürde  ahlak. Bakınız Mustafa Kemal Atatürk sporu anlatmış ‘Ben sporcunun ahlaklısını ve çevik olanını severim’ diyor. Şimdi sporda gelinen noktaya gelin bakın neredeyiz? Türkiye’de spor da, sportif alanlarda neredeyiz? Hep bir çöküş ile karşı karşıya kalıyoruz” dedi.

BU TOPLUM OKUMA ÖZÜRLÜSÜ

“Türkiye’de bu haber kanalları olmasaydı Türkiye bu kadar dejenere olmazdı. Ben de bu kanaatteyim. Bunun da sorgulanması lazım” diyen Başbuğ, “Bu toplum okuma özürlüsü, okumuyor bir kere. Son dönemlerde okuyuşta ciddi bir artış var ama dünya ülkeleri ile Avrupa ülkeleri ile okuma oranımız mukayese edilirse Türkiye diplerde. Bizim toplum sadece kulaktan duyacak, bir de televizyon. Televizyon önemli bu açıdan, kültürel, siyasal ne derseniz deyin bilinçlenme açısından televizyonlar çok önemli kabul ediyorum ama televizyonun geldiği nokta da önemli. Televizyoncular bana kızabilir ama Türkiye’de bu haber kanalları olmasaydı Türkiye bu kadar dejenere olmazdı. Ben de bu kanaatteyim. Bunun da sorgulanması lazım. Fertler bilgi sahibi olmadıkça, haklarının idrakinde olmadıkça bu toplum istenilen noktaya gelemez” dedi.

“EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE AKLI VE BİLİMİ ESAS ALMAK MECBURİYETİNDESİNİZ”

Başbuğ’un “Sorun İslam dininde değil. Sorun İslam dinini kendi çıkarı için kullanmada” sözleri salondakiler tarafından dakikalarca alkışlandı.

Başbuğ sözlerini şöyle noktaladı:

“Eğitim ve öğretimde aklı ve bilimi esas almak mecburiyetindesiniz. Akıl ve bilimden uzaklaştığınız anda bu eğitim sistemi çöker. Eğer Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkartmamız hedefinde sağlam gideceksek, bunun birinci anahtarı eğitim ve öğretimdir. Eğitim ve öğretimde aklı ve bilimi esas almak mecburiyetindesiniz. Akıl ve bilimden uzaklaştığınız anda bu eğitim sistemi çöker. Tarihten örnek vereyim, o sözle bitireyim. Katip Çelebi 17. Yüzyılda yaşamış. Osmanlı’da medrese sistemi var. Bu medrese sistemi Fatih zamanına kadar muhteşem şeyler çıkarmış. Hemen kötülemeyin, bizde bir de o var. Her olaya hemen ya siyah diyoruz ya beyaz. Bu olaylara ortadan bakın, gri bakın. Fatih’e kadar medrese sistemi çok büyük insanlar yetiştirmiş. Abbasi dönemine baktığınız zaman medrese sisteminden İbn Haldun, ibn Sina’lar çıkıyor, bunlar Rönesanssın öncülüğünü yapmış insanlar. Sorun İslam dininde değil. Sorun İslam dinini kendi çıkarı için kullanmada, sorun orada. Sorunu İslam dininde bulursanız, İbn-i Haldun’ları, İbn-i Sina’ları, Ahmet Cevdet’leri nasıl izah edeceksiniz? Katip Çelebi medreselerin çöküş nedenini aynen kitabında şöyle söylüyor; ‘Medresede ne zaman aklı ve bilimi dışladık Osmanlı’da medrese sistemi çöktü.’Ahmet Cevdet ki çok büyük düşünür, o da medrese sisteminin çöküş sebebini ‘Medreseye girişteki liyakat sistemini kaldırmamızdır’ der. Her yerde liyakat önemli ama eğitimde liyakat çok çok önemli. Şimdi gazetelerde okuyoruz, günlük konulara girmek istemiyorum ama soruyorum şimdi; ‘rektörler atanıyor her gün, gerçekten atanan o rektörler eğitim ve öğretim açısından o rektörlüğe layık mı değil mi?’ Bu soruyu sorma ihtiyacı duyuyoruz. Bütün sistemi çökertiyoruz farkında olmadan.‘’

İlker Başbuğ söyleşiden sonra okurları için kitaplarını imzalayıp hatıra fotoğrafları çektirdi.

İstanbul’daki çarpık yapılaşmaya da dikkati çeken İlker Başbuğ, “Bir mimari, bir imar olayı çok önemli. Şimdi İstanbul’a bakıyorsunuz ki ben İstanbul’u 1955’ten beri biliyorum, korkunç bir yapılaşma, korkunç bir şey ve seksen milyon nüfusu olan bir ülkenin yirmi milyonu bir yerleşim yerinde yaşıyor. Dünyada bir örneği yok. Mahvediyoruz yani. Bunu sayın Cumhurbaşkanı da bir konuşmasında söylemedi mi” diye konuştu.